![]() |
ÖĞRENİM DÜZEYİ VE SUÇ: SUÇ- OKUL İLİŞKİSİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA ©
All content on this website are freely distributed. Click for more information Date : Enero 31, 2012   | Published by : 7207HS Email: hedaye_72@hotmail.com Web: About: Bir toplumun çağdaş uygarlık düzeyine yükselmesi ve bir bilim toplumu haline gelebilmesi kuşkusuz ki onu meydana getiren bireylerin aldığı eğitimle doğru orantılıdır. İlk eğitim doğumla birlikte ailede başlar. Doğal olarak her anne-baba ya da bu görevi üstlenen kişi kendisi için en doğru olanı uygulayarak dünyaya yeni gelmiş olan bu yeni bireyi topluma kazandırmaya çalışır. Ancak insanlar farklı farklıdır ve herkesin kendi adına yaşadığı hayat senaryosu değişik gelişir. Hayat akarken yetişkinlerin yaşadığı gündelik sorunlar istemeden de olsa çocuklara yansır ve bu olumsuzluklar onların yeni oluşmakta olan kişiliklerini değişik boyutlarda etkileyebilir. Bu bakımdan çocuğa ailede verilen eğitimin kalitesi büyük önem taşır. Eğitimde aileden sonra gelen durak okuldur. Okul temel olarak insanların entelektüel kapasitesini geliştirdiği yerdir ve bu yerde insan zekasının gelişim evrelerine uygun olarak öğrencilerin düzeylerine uygun bilgilerle donatılması beklenir. Gerek ilköğretim okullarında, gerekse liselerde öncelikle hedeflenen budur. Her çocuk bu okullardan aynı başarıyla mezun olamaz. Ülkemizde liseden sonra istediği üniversiteye girmeyi başararak eğitimini tamamlayabilen gençlerin sayısı oldukça düşüktür. Sorun bununla da bitmez, çünkü iyi bir iş sahibi olmanın ve o işte başarılı olmanın koşulları vardır. Dahası, yapılan araştırmalar üniversiteyi başarıyla bitiren her öğrencinin hayatta aynı başarıyı gösteremediğini ve mutlu olamadığını ispatlamıştır. Bu bakımdan okulda verilen eğitimin sadece bilgi yüklemeye dayalı olması hayat koşullarına bakıldığında hiç de yeterli olmadığı görülebilir. Okullarımızın çocuklara: * hedef belirlemek, * çeşitli sorunlara değişik çözümler getirmek, * doğru zamanlarda doğru kararlar verebilmek, * yaratıcı düşünmek gibi hayati önem taşıyan becerilerin de kazandırabilmesi -özellikle günümüz şartlarında- çok gereklidir. Özellikle de ailesinden yeterli eğitim alamadığını düşündüğümüz çocukları göz önünde bulunduracak olursak müfredatımıza: “sevmek, sevilmek, değer vermek, değer görmek, paylaşmak” gibi ekmek-su kadar temel gelişim ihtiyaçlarını da dahil etmemiz gerekecektir. Bunu hissedebilmenin en iyi yolu belki de eğitimciler olarak bütün öğrencileri kendi öz çocuklarımız gibi düşünebilmektir. Ancak bunu yapabildiğimizde onların bir bütün olarak -biz vermezsek- nelerden yoksun kalabileceklerini algılayabiliriz. Bu bağlamda, sınıfa giren bir öğretmenin sadece alan bilgisinin iyi olmasının yeterli olmayacağı ortadadır. Öğretmen, alan bilgisini doğru kanallardan, doğru yöntemlerle aktarırken, sevgisini ve insani değerlerini de katması gerektiği yadsınamaz. Öğrenmenin duygusal temellere dayandığı fikri yeni değildir, milattan önce Platona kadar dayanır. Son yıllarda fark edilen gerçek şudur ki bilişsel, duygusal ve sosyal benliklerimiz birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki duygularımız düşüncelerimizi önemli ölçüde etkilerken, davranışlarımız duygularımızdan ayrı düşünülemez (Freedman et al., 1997/1998). Son yıllarda yapılan birçok araştırma, bilişsel yeteneklerin kişinin hayattaki başarısında tamamen etkili olmadığını ortaya koymuştur. Örneğin, Goleman (1995) bilişsel yetenekleri simgeleyen akademik zekası (IQ) yüksek kişilerin yaşamın üstesinden o kadar da iyi gelemediğini, buna karşılık vasat IQ’ lü kişilerin şaşırtıcı derecede yaşamda başarılı olmasında hangi etkenlerin rol oynadığı sorusuna cevap aramıştır. Sosyal bir varlık olan insan diğer insanlarla iletişim kurmak onlarla duygu ve düşüncelerini paylaşmak ve onların duygu ve düşüncelerini de öğrenmek ister. İletişim kurmadan yaşayamayız daima bir şekilde iletişim kurarız ama ne yazık ki bu iletişim her zaman doğru iletişim tarzı olmaz. İnsanlarla kurduğumuz bu iletişimin başarılı olması bireyi yalnızlıktan ve sosyal yönden izole edilmiş olmaktan koruyacaktır. Çocukluktan itibaren çevrelerinde model alabilecekleri uygun bireylerin olmayışı, aşırı otoriter ve suçlayıcı aile ortamında büyüme, anne ya da babanın ruhsal bozukluklarının olması, aile içi iletişimin bozuk olması veya sosyalleşebilme için uygun ortamın bulunmaması, bunun yanında bireyin akademik zekasının düşük olması nedeniyle sosyal zeka gelişmemiş olabilir. Bu durumda bireylerin çevrelerindeki kişilerle yeterli ölçüde ilişki kuramamalarına ya da ilişkilerinde içtenliğin ve dostluğun bulunmayışına neden olmakta ve bu durumda yalnızlık duygusunu doğurmakta, onları mutsuz etmekte ve hatta önemli kişilik sorunlarına neden olabilmektedir.Sosyal öngörüş ve başkalarının davranışlarını önceden tahmin edebilme insan ilişkilerinden oldukça karlı çıkmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki bireyin hayatının her döneminde başarısı büyük ölçüde insanları anlama ve onlarla başarılı iletişim kurma yeteneğine bağlıdır. Sosyal zeka yönünden yetersiz olan bireyler çevreleriyle yeterli iletişimi kurmakta zorluk çektikleri için yalnız yaşama ihtimalleri yüksektir. Gerçek performanslarını gösteremedikleri için hak ettikleri başarıyı gösteremez veya olması gerekenin çok altında bir başarı gösterirler. İletişim becerilerindeki bu eksiklik evlilik, okul, iş, aile yaşamı olmak üzere hayatlarının pek çok boyutunda olumsuzluklara yol açabilmektedir. Özellikle eğitim alanında duygusal zekanın varlığı ve bu farkındalığın sağlayabileceği avantajlarla ilgili olarak gözden geçirilmesi gereken çok şey var. Bunlardan en önemli ve en çok dikkat edilmesi gereken nokta çocuklarımızın duygusal hayatını ihmal ve göz ardı etmememiz. Duygularımız değil midir bizim gerçekte kim olduğumuzu hissettiren, kendimizi savunduran, sevdiklerimize bağlayan, aşkı yaşatan, hüzünlendiren veya delicesine bir hırsla hedefimize yönelmemizi sağlayan? Okullarda okutulan dersler sadece konuyla ilgili içeriği vermeye yönelik olup, duygusal içerikten yoksun ise öğrencilere hitap edemez ve dolayısıyla öğrenciler için itici bir hal alır. Öğretmenler her ne olursa olsun derslere duyguları katmak, teori ve uygulamayı bir arada, bağlantılı bir şekilde vermek, doğru sorular sorarak verdikleri bilgileri çocuklar için kalıcı bir hale getirebilmek sorumluluğundadır. Bu arada konu bilgisini alırken, öğrenciler grup/eşli çalışma gibi aktivitelerle iletişim yeteneklerini geliştirebilir ve bu tarz grupsal projelerle özgüvenlerini artırabilir, dinlemek, başkalarının fikirlerine değer vermek, seçim yapmak, sorunların üstesinden gelmek, plan yapmak ve buna benzer bir çok becerileri kazanma şansına sahip olabilirler. Bunun yanı sıra duygusal okuryazarlığını geliştirebilmiş bir öğretmen herhangi bir disiplin sorunu veya davranış bozukluğu karşısında gerekli duyguları masaya yatırarak, öğrencilerinin bu tür davranışlarının hangi tür duygulardan kaynaklandığını görmelerini sağlayabilecektir.See Authors Articles (1)  | 0 Comment/s Category : Research | Language : Other Author/s : HEDIYE SOYORAL |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Login to vote |
|
Bu araştırma, bazı hükümlü üzerine gerçekleştirilmiş bir alan çalışmasının bulgularının değerlendirilmesinden oluşmaktadır. Bu araştırmada; suçluların büyük bir oranın, düşük düzeyde öğrenim görünümüne sahip olduğu, öğrenim düzeyinin ve okul ile ilintili değişkenlerin, suçluluğun önemli göstergeleri arasında yer aldığını ortaya koymaktadır. |
Translate article
|
ÖĞRENİM DÜZEYİ VE SUÇ: SUÇ- OKUL İLİŞKİSİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA
HEDIYE SOYORAL
FEN BILGISI OGRETMENLIGI
MUS ALPARSLAN UNIVERSITESI / TURKIYE
1-GİRİŞ
Suç, günümüzde güncelliğini koruyan önemli toplumsal problemlerin başında gelmektedir. Toplumda sürekli işlenen suç olaylarının, önemli güvenlik sorunu yarattığı bilinmektedir. Bu sosyal problem, insanların can güvenliğinin yanı sıra, sahip oldukları servetleri açısından da önemli bir tedirginlik ve korku kaynağını oluşturmaktadır. Bu nedenle, sosyal bilimlerdeki araştırma literatürlerine bakıldığında, suç araştırmalarının günümüzde önemli çalışma konuları içersinde yer aldığı gözlemlenmektedir. Ancak, suç fenomenin oldukça kompleks bir nitelik sergilemesinin, suçluluğun multi-disipliner bir yaklaşım içersinde ele alınmasının gerekliliğini ortaya koymasının yanı sıra, aynı disiplin içerisinde bile çok sayıda değişken tarafından çözümlenmeyi adeta kaçınılmaz kılmaktadır. Ancak, bu araştırmada suç olgusunun sadece öğrenim ve okul değişkenleri bağlamındaki görünümleri üzerinde durulmaya çalışılacaktır.
Bu çerçevede, çalışmada suç olgusunun açıklanmasında, öğrenim/eğitim düzeyi ve bununla ilintili olan okul faktörünün suç değişkenleri içerisinde önemli bir konuma sahip olduğu ileri sürülecektir. Bu konudaki araştırma bulguları ve istatistikleri de, suç işleyenlerin önemli bir oranının, düşük eğitimli olduklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle suç araştırmacıları, suç davranışının ortaya çıkmasında etkili olan faktörler içerisinde özellikle aile ve okul faktörüne dikkat çekmektedirler. Bu durum da hiç kuşkusuz, suç ile öğrenim/okul ilişkisinin irdelenmesinin, suç sosyolojisi ve kriminoloji disiplini açısından taşıdığı önemi göstermektedir.
2-KURAMSAL ÇERÇEVE
Bireylerin toplumsal beklentilere uygun davranış sergilemelerinde veya toplumsal düzen paralelinde istendik davranış değişikliği gerçekleştirmelerinde, öğrenim/eğitim gerçeği büyük bir önem arz etmektedir. Eğitim, bireyin toplumsallaşmasında güçlü bir sosyalleştirme aracı olmasının yanı sıra, ilişki ve davranış biçiminin oluşumunda da önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Özellikle, şiddet unsurlarını büyük ölçüde bünyesinde barındıran geleneksel yapılarda veya gruplarda, eğitim faktörünün bir toplumsal çözelti gibi fonksiyon icra ettiği görülmektedir.
Öğrenim/eğitim olgusu ile suç arasındaki ilişki bir kaç açıdan kurulabilir: Birincisi, eğitim ve/veya öğrenim olgusu, bireylerde belirli düzeyde bir bilinç oluşumunu gerçekleştirmektedir. Aslında suç davranışı, büyük ölçüde belirli bir sorunun çözümüne yönelik olarak ortaya çıkmaktadır. Daha açık bir ifade ile hırsızlık yapan parasal sorununu, tecavüz eden cinsel istek sorununu veya cinayet işleyen birey de; miras bölüşümü, alacak verecek meselesi, hakarete uğrama gibi çok farklı değişkenlerde bir araya gelebilecek problemlerini hukukla çelişen bir tarzla çözme çabasını sergilemiş olmaktadır. Burada sorunun çözüm biçimi bir tartışma konusudur. Bu nedenle var olan sorunların insancıl, hukuksal ve rasyonel bir çözüm imkanı oluşturulmasında, öğrenim düzeyinin etkisi yadsınamaz. Bu noktada eğitim olgusu, bilinç düzeyinin ve rasyonel düşünüş ediminin oluşumunda önemli bir etken olarak temel bir işlevi yerine getirmektedir. Bu yaklaşımı, gerçekleşmiş bir suç olayı ile şu şekilde örneklendirmek mümkündür: Yasak aşk yaşayan bir çiftin durumundan haberdar olan komşu bir bayanın, bu durumu kızın ailesine aktaracağı yönündeki açıklaması veya tehdidi, kız ve erkek arkadaşı açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Kızın söz konusu bu durumun babasına aktarılacağı korkusu nedeniyle tanıdığı olan bu bayanı erkek arkadaşı ile birlikte öldürmeye karar verip, cinayeti işlerler. Bu cinayet olayının gerçekleştirilmesinde, aslında bir sorunun çözümüne yönelik bir tutum bulunmaktadır. Cinayet, adam öldürmeye teşebbüs, kan davaları v.b suç olaylarının ekserisi de bazen basit bir tartışma veya çok önemsiz bir gerekçeyle işlenmektedir. Aynı şekilde, büyük ölçüde kırsal alanda arazi, mera veya su kaynakları üzerinde ortaya çıkan tartışmaların çok sayıda cinayetle sonuçlanması örneğinde de olduğu gibi, tüm bu suç eylemleri aslında bir sorunu çözme pratiğine karşılık gelmektedir. Ancak bu eylemler, öfke ve kızgınlık gibi psikolojik faktörlerden ayrı olarak sorunun yanlış ve eksik bir hukuk algısını veya düşük düzeyde seyreden bir bilinç gerçekliğini içermektedir. Bu noktada eğitim ve öğrenim olgusu, bireylerin soruna/sorunlara, rasyonel ve hukuksal bir tutum geliştirmelerinde etkili unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Diğer bir deyişle, öğrenim olgusu bireyde hukuksal eğilimi güçlendiren bir bilinç yaratımı rolünü görmektedir. Nitekim, Sanders (1999:170-171) de, okur yazarlığın en önemli kazanımını “bir insanın yaşamı ile diğerin yaşamı arasında bir bağın kurulmasını mümkün kılması” olarak belirtmektedir. Çünkü okuma yazma, insanları başkalarının yaşamlarını hayal etmeye zorlamaktadır.Bu bağlamda, eğitim veya öğrenim düzeyinin artışı ile birlikte, insancıl değerlerle çelişen veya şiddet içerimli kültürel kodların zamanla değişime uğrama olasılığı söz konusudur. Özellikle ülkemizde işlenen suçların önemli bir oranın şiddet içerikli suçların teşkil ettiği hususu dikkate alındığında, öğrenim veya öğretim olgusunun suçluluktaki öneminin yadsınamayacağı ortaya çıkmaktadır.
Suç ve öğrenim ilişkisi ile ilintili olarak ele alınabilecek diğer ikinci bir husus da, öğrenim düzeyinin artması ile bağlantılı olarak iş bulabilme imkanın ortaya çıkma olasılığıdır. Bu da dolaylı olarak özellikle, mala yönelik suçların işlenme ihtimalini görece azaltmada etkili olabilmektedir. Çünkü, öğrenim düzeyinin artışı ile birlikte iş bulabilme ihtimali, öğrenim düzeyi düşük olanlara nispeten görece daha yüksektir.
Suçluluk ve öğrenim ilişkisi bağlamında ele alınması gereken diğer bir faktör de, okuldur. Gelişmiş ülkelerde suç öğrenim ilişkisi, büyük ölçüde “okul” teması üzerinden tartışılmaktadır. Bu konudaki araştırmalar, okul faktörünün suçluluğun önemli bir göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Cernkovich ve Giordano (1992), suçlulukta okul faktörünün, arkadaş ve aile faktörü kadar etkili ve önemli olduğunu ileri sürmektedirler (Gullota, Adams ve Montemayor, 1998:75). Aynı şekilde suçluluğu, olumsuz /negatif ilişkilerin bir sonucu olarak gören Agnew (1992) de, söz konusu bu olumsuz ilişkilerin hem akran grubu, hem aile hem de okuldaki otorite unsurları içerisinde deneyimlenebildiğine işaret etmektedir (Gullota, Adams ve Montemayor, 1998:76).
Suç ve okul ilişkisi üzerine odaklanan araştırmacıların çalışmalarına genel olarak bakıldığında özellikle; akademik başarı, okula yönelik tutumlar (okulu sevip sevmemeleri, okula bağlılık), eğitim sistemi, okul yönetiminin öğrencilere yönelik tutumları (kötü davranmaları, etiketleme), okul ortamı, öğrenciler arasındaki ilişkiler, okul yönetiminin disiplin anlayışı, okuldaki başarı düzeyi ve not durumu, okuldan kaçma sıklığı veya okuldan atılma gibi faktörler üzerinde odaklaştıkları ve suçlulukla ilintili olarak söz konusu bu değişkenleri çözümleme unsurları olarak ele aldıkları görülmektedir. Suçluluğun analizinde, okul olgusu üzerinde duran önemli sosyolojik kuramlardan biri de gerilim kuramıdır. Cloward ve Ohlin (1960), alt sınıf gençleri arasında yükselen suçluluk oranından “eğitim sistemini” sorumlu tutmaktadır. Onlara göre, var olan eğitim sistemi, öğrencileri meşru yollardan başarılı olmalarını olanaksız kıldığı veya bloke ettiği için, öğrencilerin kültürel olarak meşru görülen toplumsal amaçlara, meşru olmayan yollarla sahip olma eğilimi içine girerler.
Burada son olarak suç ve okul ilişkisi bağlamında Walters’in yaptığı şu değerlendirmeyi de burada özetlemek faydalı olacaktır. O, bu alanda yapılmış genel araştırmalar içersinde; 1980’den önceki yılları kapsayan araştırmaların, daha çok gerilim kuramının varsayımlarını destekler yönde gerçekleştiğini, son zamanlardaki araştırmaların ise daha çok sosyal kontrol kuramcılarının öngörülerinin haklılık payını arttırır yönde sonuçlandığını belirtmektedir (Walters, 1992: 157).
3- ARAŞTIRMAYA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER
3.1 Araştırmanın Problemi
Suç fenomeni, önemli toplumsal sorunlardan birini oluşturmaktadır. Bu nedenle, sosyal problemler, sosyolojinin merkezi düzeyde ele aldığı konular içersinde yer almaktadır. Ancak ülkemizde suç olgusunun sosyolojik açıdan incelenmesi, önemli ölçüde ihmal edilmiştir. Bu çerçevede, Türkiye’de yapılmış kriminolojik ve sosyolojik suç araştırmalarının sayısı oldukça azdır. Bu nedenle haklı olarak, Bovenkerk ve Yeşilgöz; kriminolojinin bir bilim dalı olarak Türkiye’de neredeyse hiç olmadığını, sosyal bilimler ile uğraşanların da, suç ile ilgili araştırma yapmaya pek hevesli olmadıklarını belirtmektedirler (Bovenkerk ve Yeşilgöz, 2000: 24 ). Aynı şekilde İçli de, suç sosyolojisi alanında yapılmış araştırmalarının azlığının, Türkiye’deki suçluluk ile ilgili genel bir kuramsal sonuca varmayı güçleştirdiğini veya imkansız kıldığının altını çizmektedir.
Sosyolojik açıdan suç araştırması; işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, kentleşme, göç, aile, akran grubu, kültür, düşük eğitim düzeylilik, formel ve enformel denetim mekanizmaları, suçla mücadele politikaları gibi çok sayıda değişkenin analiz edilmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü suçluluk, oldukça kompleks bir fenomendir. Ancak bu araştırmada, suçluların sadece öğrenimsel görünümlerine bakılmaya çalışılmış ve okul-suç ilişkisinin analiz edilmesi hedeflenmiştir . Çünkü, öğrenim ve eğitime ilişkin değişkenler, bireyin davranışsal tercihini belirlemede etkili unsurlardır ve bu nedenle bu değişkenlerin suç araştırmalarında irdelenmesi gerekmektedir.
Bu araştırmanın temel bir problemi de, araştırma bölgesinde çok basit bir tartışma gerekçesinin bile cinayetle sonuçlanmasında etkili olan zihniyet yapısının önemli ölçüde, düşük düzeyde bir eğitimsiz ve bununla ilişkili olan bir kültür fenomeni ile ilintili olmasıdır. Bu çerçeve de, araştırma bölgesinde işlenen şiddet içerimli suçlarda, özellikle eğitimsizlik veya düşük eğitimlilik sorununun etkisi yadsınamaz.
Suç fenomenin toplumsal yaşama ve hukuksal düzene karşı gerçekleştirilen önemli bir tehdit unsuru olması, bu çalışmanın önemli bir araştırma problemini oluşturmaktadır. Bu çerçevede, toplum bireyleri açısından özellikle de, suç mağdurları açısından önemli bir güvenlik sorunu oluşturan bu olgunun, öğrenim/eğitimsel görünümlerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu araştırmada; adam öldürme, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, zimmete para geçirme v.b adli suçlardan- terör ve siyasi suçlar değil- hükümlü ve tutuklu bulananlar ele alınmıştır. Burada suçluların; öğrenimsel düzey açısından en çok hangi kategoride yoğunlaştıkları, suçluların okul dönemlerinde karşılaştıkları sorunlar, okuldaki başarı durumları ve okulu terk etme nedenleri saptanmaya çalışılmaktadır.
3.2 Araştırmanın Yöntemi
Bu araştırmanın konusunu, suç olgusunun okul ve öğrenim faktörleri ile nasıl bir ilişki sergilediği hususu oluşturmaktadır. Burada, suçluların öğrenim düzey görüntüsü ve okul ile ilgili deneyimledikleri yaşam tarzının, suç işleme üzerinde nasıl bir etkide bulunduğu hususu önem arz etmektedir.
Bu araştırma betimleyici özelliği ağır basan, teorik ve uygulamalı olmak üzere iki aşamadan oluşan bir alan araştırmasıdır. Teorik çerçevenin oluşturulmasında, bu konuda ülkemizde yapılmış araştırmaların azlığı nedeniyle büyük ölçüde yabancı literatürden yararlanılmıştır. Araştırmanın evreni, güneydoğu Anadolu Bölgesi illeri cezaevlerindeki suçlular oluşturmaktadır. Araştırmanın kapsamına sadece hükümlü suçlular alınmıştır. Bu nedenle tutuklu olanlar bu çalışmanın kapsamının dışında tutulmuştur. Çünkü, tutukluların yargılanmaları devam ettiği için mutlak suçlu olarak görülmemektedir. Bu çalışmada, her hangi bir örneklem seçme yoluna gidilmemiş, araştırmanın tam sayı olarak yapılması hedeflenmiştir.
4- ARAŞTIRMANIN BULGULARI VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Öğrenim düzeyi, suçlulukla yakından ilintili bir etmendir. Yapılmış suç araştırmaları, öğrenim düzeyinin artmasına paralel olarak suç oranlarının ciddi bir düşme eğilimi içine girdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, tüm öğrenim kategorileri içerisinde yüksekokul mezunları en az suç işleyen kesimi oluşturmaktadır.
Öğrenim faktörünün birey açısından önemi, bireyin yasal yollardan hem statü hem de meslek alanında yükselme imkanını sunmasıdır. Eğitim kurumlarının belirli aşamasında bulunan bireylerin hukukla çelişen bir eyleme girişmeleri, onların geleceğe yönelik beklentilerini önemli ölçüde olumsuz olarak etkileyecektir. Bu sebeple, bireylerdeki bu gelecek kaygısı, onların hukuksallıkla örtüşen bir tutum ve yaşam biçimini geliştirmelerinde etkili olmakta ve onların suç işlemelerini görece engellemektedir. Okulu terk eden veya okuldan atılan gençler arasında, suç eylemini gerçekleştirme oranın daha yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Aşağıdaki tablo, “ilkokul mezunu” kategorisinden sonra bireylerin öğrenim düzeylerinin artışına paralel olarak, suç oranlarında bir azalmanın gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.
|
Tablo 1: Hükümlülerin Öğrenim Düzeylerinin Dağlımı Öğrenim Düzeyleri |
Sayı |
% |
|
Okur-yazar |
149 |
15,5 |
|
Okur-yazar ama ilkokul mezunu değil |
86 |
9,0 |
|
İlkokul mezunu |
419 |
43,6 |
|
Ortaokul mezunu |
180 |
18,8 |
|
Lise veya dengi meslek okulu |
111 |
11,6 |
|
Üniversite/yüksekokul mezunu |
15 |
1,6 |
|
Toplam |
960 |
100,0 |
|
Tablo 4: Hükümlülerin Meslek Durumlarının Dağılımı Meslek Durumları |
Sayı |
%
|
|
Vasıfsız işçi |
122 |
12,7 |
|
Vasıflı işçi |
31 |
3,2 |
|
Çiftçi |
201 |
20,9 |
|
Esnaf/zanaatkar |
257 |
26,8 |
|
Gündelik/yevmiyeci |
77 |
8,0 |
|
Tüccar |
10 |
1,0 |
|
Memur |
22 |
2,3 |
|
Sanayici/işadamı |
8 |
,8 |
|
Serbest meslek |
19 |
2,0 |
|
Emekli |
8 |
,8 |
|
Öğrenci |
14 |
1,5 |
|
İşsiz |
45 |
4,7 |
|
Başka |
111 |
11,6 |
|
Cevapsız |
35 |
3,6 |
|
Toplam |
960 |
100,0 |
Bu tablo, hükümlülerin önemli bir oranın düşük öğrenim düzeyine tekabül eden mesleklerde yoğunlaştıklarını göstermektedir. Bu da, araştırma bölgesinin düşük öğrenim ve eğitim düzeyini yansıtan bir görünüme sahip olduğu anlamına gelmektedir.
Tablo bulgularına genel olarak bakılığında; kan davası, arazi anlaşmazlıkları, namus gerekçesi ile cinayet işleme ve çok sıradan, önemsiz/basit anlaşmazlıkların hakarete uğrama nedeni olarak görülüp cinayetle sonuçlanmasının temelinde yatan mantığın veya kültürel kodun, kısmen de olsa düşük öğrenim düzeyine ait bir fenomen olduğu söylenebilir.
5- OKUL VE SUÇ
Suç ve öğrenim ilişkisi üzerine gerçekleştirilen araştırmalar, doğrudan suç ve öğrenim düzeyi ilişkisi üzerine odaklaşmaktan çok, büyük ölçüde bireyin okul yıllarındaki başarı durumuna, ders ve ödevlere olan ilgisine, okul yöneticilerine ve öğretmenlerine yönelik geliştirdiği tutumlara, okula devam etme sıklığına veya okuldan kaçma durumuna, okuldaki arkadaş gruplarıyla olan ilişkisine v.b faktörler üzerinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Bir anlamda, suç ve öğrenim ilişkisini konu edinen araştırmalar büyük ölçüde, okul değişkenleri üzerinde ağırlıklı olarak durmaktadır.
Bu nedenle bazı sosyal bilimciler arasında, bireylerin davranışlarının şekillenmesinde aile ve okul kurumlarından hangisinin öncelikli olduğu hususu tartışılmaktadır. Bu çerçevede bazı araştırmacılar okulun, aile kurumundan daha etkili bir gözetim imkanına sahip olduğunu ve bu nedenle aile kurumunu öncelediğini dile getirmektedirler. Gottfredson ve Hirschi’ de, aile kurumuna benzer olarak okul kurumunun da, okulun öz-kontrol sapmalarını cezalandırıcı bir işlevi yerine getirdiğini veya bu konuda yetkili bir otoriteyi temsil ettiğini belirterek, aile ile okul kurumu arasındaki işlevsel benzerliğe dikkat çekmektedirler (Gottfredson ve Hirschi, 1990:161). Aynı şekilde Braithwaite de, okula bağlılık ve ona katılma (commitment) ile suçluluk arasındaki olası ilişki düzeyinin, aile kurumundan daha güçlü olduğu yönünde bazı kanıtların olduğuna işaret etmektedir (Btaithwaite, 1989:48; bkz. Shoemaker, 1990:197).
Fagan, Piper ve Moore (1986) de, şehrin iç bölgelerinde şiddet suçunu işleyenlerin, suçlu olmayanlara kıyasla okula, akran gruplarına ve anne otoritesine olan bağlılıkları açısından farklılaştıklarını zikretmektedir (Hagan, 1991: 103-1045). Bu saptama bireysel suçluluk açısından; okul, akran grubu ve anne otoritesinin birlikteliğinin önemine dikkat çekmektedir. Bazı araştırmacılar, okul başarısızlığının suçluluktaki önemine dikkat çekerken, diğer bazı araştırmacılar da okula olan bağlılık düzeyinin suçluluk ile olan ilişkisini saptamaya çalışmaktadırlar.
Suç ve okul ilişkisi bağlamında ele alınan önemli değişkenlerden biri bireyin akademik başarı düzeyidir. Kimi araştırmacılar akademik başarının, tutarlı bir biçimde suçluluğu azaltıcı yönünde etkide bulunduğunu ileri sürmektedirler. Okul başarısızlığı ile kriminal yapı arasında yakın bir ilişkinin varlığına dikkat çeken Siegel; okulda başarısız ve düşük bir eğitim motivasyona sahip olan ile kendilerini okul ortamında yabancılaşmış hisseden öğrencilerin muhtemelen daha çok suç davranışı içerisine girdiklerini (Siegel,1989: 189) belirtmektedir. Düşük IQ düzeyine sahip olan öğrenciler arasında suç işleyenlerin oranının daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü onların akademik başarı düzeyleri, okul ve öğretmenlerine olan bağlılıkları düşük düzeyde seyretmektedir.
Ayrıca burada, okulda bireye uygulanan baskıların da bireyin başarısızlığını etkilediğini belirtmek gerekmektedir. Söz konusu öğrenciye yöneltilmiş şiddet eylemleri, bireyi okulda başarısız kılmasının yanı sıra okula karşı da olumsuz duygular beslemesine neden olur. Bu durum da, öğrencide derse ve okula karşı bir ilgisizlik yaratmakta ve bireyin okul ile olan bağlılığını zayıflatmasına yol açmaktadır. Bireyin okula olan bağlılığının zayıflaması, bireyin suç işlemesi açısından önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır.
Bazı araştırmacılar da, okul ile suçluluk arasındaki ilişkiyi, öğrencilerin okula olan bağlılık ve okul ile ilgili aktivitelere katılma (commitment) düzeyleri açısından irdelemektedirler. Okula az bağlı olan ve okulu sevmeyen öğrencilerin, okulu seven ve okula bağlı olan öğrencilere oranla daha fazla suç işlediklerini saptayan çok sayıda araştırma vardır.
Öğrenciler arasında suç işleyenlerin önemli bir özelliği de, okulu sevmemeleridir. Bu yaklaşım neredeyse, kriminolojide genel bir argümana dönüşmüştür. Okulunu seven ve bu alanda başarılı bir performans sergileyen öğrencilerin, genelde umut vadeden bir gelecek kaygısını paylaştıkları için, kolay kolay suça bulaşmayacakları iddia edilmektedir. Suç ve okul ilişkisi çerçevesinde ele alınan diğer bir faktör de, okulun etiketlendirici/damgalayıcı yapısıdır. Bu çerçevede; Polk ve Schafer (1972) ile Cohen ve arkadaşları, okul ortamının etiketlendirici ve ayırımcı özelliğinin öğrencilerin okulu sevme veya okula bağlanma düzeylerini olumsuz olarak etkilediğini düşünmektedirler.
Suç ve okul ilişkisi çerçevesinde ele alınması gereken önemli okul değişkenlerden biri de okulu terk etme ve okuldan atılmadır. Okuldan atılma veya okulu terk etmek, suçluluğun önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır. Hiç şüphesiz, bireyin okulu terk etmesi veya okuldan atılmasında önemli faktörler rol oynamaktadır. Özellikle okul başarısızlığı, katı disiplin uygulamaları, etiketlenme veya dışlanma, ekonomik güçlükler ve sapkın arkadaş gruplarının varlığı gibi unsurlar, okulu terk etme veya okuldan ayrılmanın önemli nedenleri arasında yer almaktadır.
Bu çerçevede bazı araştırmacılar, bireylerin suça eğilimli olmalarında sosyo-ekonomik ve zeka düzeyinin, okul değişkenlerinden daha etkili olduğunu belirtmektedirler. Özellikle; burada aile ile ilgili ciddi sorunu ve problemleri olan çocukların, okulda düşük bir performans sergileyecekleri ve bu düşük başarının onların okulla bütünleşmelerini önemli ölçüde etkileyeceği ve bu durumun da onların suç işlemelerinde belirleyici olduğu görüşü savunulmaktadır.
6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Araştırma bulgularına genel olarak bakıldığında, suçların yaklaşık olarak lise düzeyinden düşük öğrenim düzeyine sahip olanlar tarafından işlendiği eğitim düzeyinin artışına paralel olarak - özellikle ilkokuldan sonra- suç oranlarının düşme eğilimi göstermesidir. Özellikle araştırma kapsamındaki suçluların, basit ve çok önemsiz konuların çözümünü büyük ölçüde fiziksel şiddet/güç kullanmak suretiyle çözmeye kalkışmalarının temelinde, eğitimsel ve kültürel bir boyutun olduğu hususu tartışma götürmemektedir. Okul değişkenlerinin bireylerin suç işlemelerindeki etkisini tespit etme açısından özellikle öğrencilerin ilkokul öğrenimlerini hangi yerleşim yerinde (şehir ve kırsal alan bağlamında) tamamladıkları hususu önemlidir. Çünkü, okul değişkenlerinin suçluluk üzerindeki etkisi kırsal ve kentsel alana göre farklılaşmaktadır.
Okula devam eden bireyler, bilgi ve beceri geliştirici bir kazanıma sahip olmalarının yanı sıra, okul kurumu sayesinde hukuk ve düzen yönünde disipline edilmekte ve gelecekle ilgili mesleksel bir yönelim içine girmektedirler. Okula gitmeyen veya okulla ilişkisi kesilmiş bazı bireyler, önemli bir kurumsal kontrolden yoksun oldukları için, zamanlarını büyük ölçüde sokaklarda boş gezerek veya serserilik yaparak geçirme yolunu tercih etmektedirler.
Her ne kadar okul ortamının niteliği, okul yönetimi ve personelinin öğrencilere olumsuz yaklaşımları, okuldan atılma veya okulu terk etme, düşük başarı v.b okula ilişkin unsurlar suçlulukta etkiliyse de, bu faktörler çocuğun düşük düzeydeki ekonomik yapısı, aile sorunları (aile parçalanması, ebeveynlerin boşanmaları, ilgisizlik, katı disiplin v.b) ve suçlu akran grupları gibi unsurlardan bağımsız değildir. Bir anlamda bireyin kriminal bir eğilim sergilemesinde okula ilişkin faktörlerinin yanı sıra, aile yapısı da burada sorumludur. Aslında suçluluk açısından, bu iki sürecin birlikte ele alınması daha doğru olacaktır. Çünkü suç işlemde okul ile aile kurumu arasında hangisinin daha öncelikli veya etkili olduğunu saptamak oldukça güçtür. Ancak bazı araştırmalar, okul ile ilgili sorunlar yaşayan bireylerin aynı şekilde aileye ilişkin de ciddi sorunlar yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Bu iki süreç de, bireyi suça eğilimli kılmaktadır.
Çocuk ve ergenlerin okula gittikler dönemler, onların çok hareketli, duygusal, maceracı ve özgürlük düşkünü olma niteliklerinin öne çıktığı bir zaman dilimine denk gelmektedir. Bu değerlendirmeler, okul kurumunun suçun ortaya çıkmasında ve engellenmesinde temel bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Özellikle okul sisteminin niteliği, öğrenciye sağlanan imkanlar, öğrenci- okul personelleri ilişkisi, öğrenci- öğrenci ilişkisi ve okuldaki kültürel faaliyetler, suç veya suçluluğun engellenmesinde etkili faktörler olarak gözükmektedir. Bu nedenle okul ortamı; baskıcı, dışlayıcı ve stigmatize edici bir yapıdan uzak olmalıdır.
Bu faktörlerden ayrı olarak; okul yıllarındaki başarı düzeyinin düşüklüğü, okul yöneticisi ve öğretmenlere karşı negatif duygu ve davranış geliştirme, okula olan ilginin düşüklüğü, okuldan kaçma, sapkın arkadaş grubu edinme ve okul yönetiminin olumsuz tutumları gibi faktörler de suçlulukta etkili unsurlardır. Bu çerçevede öğrenim süreci içersinde başarılı bir profili sergileyen öğrencilerin daha az suç işleyecekleri ileri sürülebilir.
KAYNAKÇA
Bovenkerk, Frank ve YEŞİLGÖZ,Yücel (2000), Türkiye’nin Mafyası (Çev: Nurten Aykanat Haluk Tuna), İletişim Yay., İstanbul
Braithwaite, John (1989), Crime, Shame and Reintegration, Cambridge University, U.S.A
Dönmezer, Sulhi (1994), Kriminoloji, Beta Yay.İstanbul (8. Baskı)
Farrington, David P. ( 1997 ), “Human Development And Criminal Careers”, The Oxford Handbook of Criminology, Oxford University Press, New York,
Gottfredson, Michael R. And Hirschi, Travis (1990), A General The Theory Of Crime, Stansford Univ. Pres, Stanford
Gullotta, Thomas P, Adams, Gerald P., Montemayor, Raymond (1998), Delinquent Violent, Theory and Interventions, Sage Pub. USA
Hagan, Frank (1991), Introduction To Criminology, Theories, Methods, and Criminal Behavior, Nelson-Hall, Chicago
Haancı, Hamit (1999), “ Çocuk Suçluluğuna Yol Açan Sosyal Bir Yara: İç Göçler ve Çarpık Kentleşme” , (www.med.ege.edu.tr ~hanci/cocukyara3.html)
Hancı, Hamit (1995), “Gecekondulaşma ve Çocuk Suçluluğu” Adli Tıp Dergisi, Sayı.11, 55, 62 Ankara
Hirschi, Travis (2002), Causes of Delinquency,Transaction Publeshers, USA
İçli, Tülin (1992), Türkiye’de Suçlular, Bizim Büro Basımevi, Ankara
Kasapoğlu, Aytül (1999),Sağlık Sosyolojisi:Türkiye’den Araştırmalar, Sosyoloji Derneği Yay. Ankara
Livingston, Jay (1996), Crime ve Criminology, Prentice Hall, ABD.
Lotz, Roy; Lee, Leona, (1999), “Socıability, School Experence and Delinquency”, Youth & Society, Vol.
Suç ve Suçlu Profili (2002), İçişleri Bak. Emniyet Genel Müd. APK Daire Başk.Yay. Ankara
Ünsal, Artun (1995), Kan Davası (Çev: Niyazi Öktem ve Emre Öktem), Yapı Kredi Yay.,İst
Walters, Glenn D. (1992), Foundations of Criminal Science, Vol. 1, Praeger pub. New York
Wilson, James Q, Herrnstein Richerd J. (1985), Crime and Human Nature, Simön ve Schuster Pub., New York

![]() |
Comments |
No responses.
![]() |
Add Comment |
![]() |
Report abuse |
| Tags: |


